SevgiOzeL.Com Sohbet Girisi


Sohbet'e girmek icin nickinizi yazip Giris'e basiniz. Iyi Sohbetler..
SevgiOzeL Anasayfa    Islamiyet Anasayfa




Canlý Okey Oyna

Zekât Vermemenin Cezası Nedir?


Çok ağır mânevi müeyyideler vardır. Yüce Allah zekâtını vermeyenlerin kıyâmette çok büyük azabla karşılaşacağını haber vermektedir:


“Kıyâmet gününde stok edilen altın ile gümüşün üzerleri Cehennem ateÅŸinden kızdırılacak da bu mal biriktirenlerin alınları bunlarla daÄŸlanacak ve onlara şöyle denilecek: İşte bu, (zekâtını vermeyip) stok etiÄŸiniz paralar… Ve stok ettiklerinizin cezasını çekin.” (et-Tevbe, 34). Âyet-i kerîmede zikri geçen stok, zekâtı ödenmeyen paralara şâmildir. BaÅŸka bir âyet-i kerîmede de şöyle buyurulur:


“Allah`ın fazlından verdiklerini kullarından esirgeyenler için omalın hayır olduÄŸunu zannetme. Belki o mal, onlar için ÅŸerdir. Kıyâmet gününde fakirlerden esirgedikleri o mal, onların boyunlarına halka yapılacaktır.” (Âl-i İmrân, 180). Bu hususta bâzı hadîs-i ÅŸerîflerde de şöyle buyurulur:


“Deve, sığır ve koyun sahibi bir müslüman, bu malların zekâtını ödemezse, kıyâmet gününde o hayvanlar dünyada olduklarından daha semiz ve daha büyük halde gelecekler ve herbiri boynuzu ile ona toslayacak, ayakları ile de çiÄŸneyecek. Sonuncusu iÅŸini bitirince, birincisi yeniden toslamaya ve çiÄŸnemeye baÅŸlayacak, tâ ki insanlar muhakeme edilinceye kadar…”


“Cenâb-ı Hak, kime mal verir de zekâtını ödemezse kıyâmet gününde o mal sahibine, gözlerinin üzerinde simsiyah iki benek bulunan gayet zehirli ve (zehirinin te`esirinden başı) kel bir yılan ÅŸeklinde görünerek boynuna gerdanlık yapılacak. Sonra da iki çene kemiÄŸini, yani avurdunu iki tarafından yakalayıp şöyle diyecek: Ben senin malınım, ben senin zekâtını vermeyip stok ettiÄŸin servetinim…”

 

Kasım 25th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Zekât, Fakire Zenginin Bir Yardımı mıdır?


Zekât, zengin müslümanların fakir müslümanlara yaptıkları bir iâne, yardım ve sadaka değildir. Zekât doğrudan doğruya fakirin, zenginin malında olan bir hakkıdır. Kur`an-ı Kerîm`de bu husus şu şekilde belirtilmiştir:


“Mü`minlerin mallarında dilencinin ve dilenmeyen fakirin bir hakkı vardır.” (ez-Zâriyât, 19). Zengin, fakirin bu hakkını ödemek mecburiyetindedir. Zekâtı ödenmemiÅŸ bir mal, temiz ve helâl olmaktan çıkar; içinde gasbedilmiÅŸ, sahibine verilmemiÅŸ bir hak bulunan gayr-i meÅŸrû` bir servet hâlini alır. Ne zaman ki malın zekâtı ödenir, o zaman mal temizlenmiÅŸ, gayr-ı meÅŸrûluktan kurtulmuÅŸ olur. Resûlüllah Efendimiz bu hususu:


 ”Malınızı zekâtla temizleyin” buyurarak beyan etmiÅŸlerdir… Bu bakımdan zenginin, zekât verdiÄŸinden dolayı fakiri minnet altında bırakmaya çalışması uygun bir davranış olmadığı gibi, zekât alan fakirin de zengine karşı bir eziklik ve zillet duyması, minnet yükü çekmesi asla söz konusu olamaz. Çünkü zekât onun öz hakkıdır.

 

Kasım 25th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Zekâtın Hükmü Nedir?

Zekât, İslâmın 5 rüknünden birisidir. Namaz, oruç gibi farz-ı ayındır. Ancak onlar gibi bedenle deÄŸil mâl ile yapılan bir ibâdettir. Hicretin ikinci senesinde farz kılınmıştır. Zekât, Kur`ân-ı Kerim`de 34 yerde zikredilmiÅŸtir. Farziyyeti, 6 yerde, namaz ile birlikte tekrar edilen ÅŸu âyet-i kerîme ile sâbittir.  وَاَقيمُوا الصَّلوةً واتُوا الزَّكوةَ


 “Namazı kılın, zekâtı verin…” (El-Bakare, 43, 83, 110; en-Nûr, 56; Müzzemmil, 20; en-Nisâ, 77). Bu da İslâm`ın, dinî vecibeler içinde namazdan sonra en büyük ehemmiyet ve kıymeti zekâta verdiÄŸini gösterir. Gerçekten de namaz, dinî hayatın direÄŸi, İslâmî yaÅŸayışın te`minatıdır. Zekât ise, sosyal hayatın istinad noktasıdır. Namaz kılınmayan bir cem`iyette islâmî hayat ve dinî yaÅŸayış zayıflayıp sönmeye yüz tutacağı gibi, İslâmın zekât emrinin tatbik edilmediÄŸi bir toplumda da ictimaî huzur, ferdler arasında birlik ve beraberlik, dirlik ve düzenlik saÄŸlanamaz. Fakir ve zengin sınıflar arasında dayanışma ve yardımlaÅŸma ortadan kalkar; sevgi ve saygı duyguları yok olur. Ferdler birbirlerine düşman hâle gelir. Günümüz toplumlarının hâli buna açık bir delildir. Åžu halde namaz ve zekât, cem`iyette biri dinî, diÄŸeri de içtimaî hayatı düzenleyici ana unsurlardır.


 

 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Zekât Nedir?


Zekât, lügatta temizlemek, çoÄŸalmak ve büyümek mânalarına gelir. İslâmî ıstılahta ise, ÅŸer`an zengin sayılan bir müslümanın, seneden seneye malının belli bir miktarını müslüman fakirlere Allah rızası için temlik etmesidir. (Temlik: Verilen zekâtı fakirin mülkiyetine geçirmesi demektir.) Kulların kulluktaki sadakatlarına delâlet etmesi cihetiyle, zekâta “sadaka” da denilmiÅŸtir. Ancak sadaka tabiri, zekâttan daha umumîdir. Vâcib ve nâfile tasadduklara da şâmildir. Zekât vermeye tezkiye, zekât verene ise müzekkî denilir.

 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

ZEKÂT İBÂDETİ

 

 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Zilhicce`nin İlk On Gecesini Namazla İhyâ Etmek:

Bu da menduptur. Resûlüllah Efendimiz şöyle buyurmuÅŸtur: “Zilhicce`nin ilk 10 gecesinde ibâdet etmek kadar Allah`a hoÅŸ gelen bir ÅŸey yoktur. Ondaki her günün orucu, bütün senenin orucuna, her gecenin kıyamı da kadir gecesinin kıyâmına eÅŸittir…”

 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Zâtî ve Sübûtî Sıfatlar

Bu sıfatlar, selbî sıfatlar gibi Allah`ı noksanlıklardan tenzîh eden îtibarî vasıflar olmayıp, Cenâb-ı Hakk`ın zâtı ile kâim olan ezelî ve hakikî sıfatlardır. Bu sıfatlara ayrıca sıfat-ı meânî ve sıfat-ı ilmî de denir. Sübûtî sıfatlar, EÅŸ`arîlere göre 7, Mâtüridîlere göre, 8`dir. Åžimdi bunları sırası ile inceleyelim: 

 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Zemzemin faydaları nedir, nasıl içilir? Zemzem suyu nasıl bulundu? Faydaları ve fazileti nedir? Zemzemin mutlaka ayakta mı içilmesi gerekir? Oturarak içilemez mi?

Zemzemin tarihçesi kısaca şöyledir:

Hz. İbrahim (a.s.), Cenab-ı Hakkın emri üzerine hanımı Hacer validemizi ve henüz süt emmekte olan oÄŸlu Hz. İsmail’i bugünkü Zemzem kuyusunun bulunduÄŸu yere bıraktı. O tarihte Mekke’de hiçbir insan yaÅŸamıyordu. İçecek su da yoktu. Hz. İbrahim, hanımı ve oÄŸlu için biraz hurma ve bir miktar da su bırakarak oradan ayrıldı. Yiyecek ve içeceÄŸin bulunmadığı bu ıssız yerde kalmak Hz. Hacer’e çok zor geldi. Ancak, kendilerini oraya bırakmasını Hz. İbrahim’e Cenab-ı Hak emrettiÄŸine göre düşünmek yersizdi. Çünkü, rızkı veren Allah elbette kendilerinin durumunu da görüyordu.

Bir müddet sonra Hz. İbrahim’in bıraktığı su bitti. Hz. İsmail aÄŸlamaya, su istemeye baÅŸladı. Annesi ne yapacağını ÅŸaşırdı. Süt yok ki emzirsin, su yok ki içirsin. Hz. İsmail’in aÄŸlamalarına daha fazla dayanamadı. Safa Tepesine çıktı. Birini görebilmek ümidiyle saÄŸa sola baktı. Kimseyi göremeyince de Safa ile Merve arasında koÅŸmaya baÅŸladı. Yedinci defa Merve’ye çıktığında bir ses iÅŸitti. Zemzem Kuyusunun yanında Hz. Cebrail’i gördü. Cebrail (a.s.) kanadıyla (bir rivayette ayağıyla) yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hz. Hacer buna çok sevindi. Suyun aktığını görünce, “Dur, dur” manasında “Zem zem” dedi ve su akmasın diye önünü kesti, havuz gibi yaptı. Bir taraftan da testisini dolduruyordu. Suyu aldıkça yerinde kaynıyordu. Testisi dolduktan sonra sudan içti ve Hz. İsmail’i emzirmeye baÅŸladı. Bu arada Cebrail (a.s.), Hacer’e hitaben:

“Sakın, ‘Helak oluruz, zarara uÄŸrarız’ diye korkmayın. İşte ÅŸurası Beytullah’ın [Kabe’nin> yeridir. O beyti ÅŸu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Cenab-ı Hak o iÅŸin ehlini zayi etmez” dedi.(1)

İşte, Zemzem Kuyusunun ortaya çıkması bu şekilde oldu. Hz. Hacer suyun önünü kesmeseydi ve onu kendi halinde bıraksaydı, bu su bir ırmak olacaktı. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadislerinde bu hakikati şöyle beyan buyurur:

“Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, Zemzem’i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.” (2)

Zemzem, çok mübarek ve gıdalı bir sudur. Hz. Hacer ve Hz. İsmail, uzun müddet yemek yemeden bu suyla idare ettiler. Bir hadiste Peygamber Efendimiz Zemzem’in bu hususiyetine iÅŸaret etmiÅŸtir.(3)

Bir diÄŸer hadiste de “Zemzem ne niyetle içilirse ona ÅŸifa olacağı” buyurulmuÅŸtur.(4)

Zemzemin ayakta içilmesi meselesine gelince:

İbni Abbas’tan (r.a.) gelen bir rivayette, Peygamberimizin, Zemzem suyunu ayakta olduÄŸu halde içtiÄŸi rivayet edilir. İbni Abbas şöyle der: “Ben Resulullaha (a.s.m.) Zemzem ikram ettim, ayakta içti.”(5)

Bilindiği üzere Peygamberimiz bir hadislerinde ayakta su içmeyi yasaklamıştır.(6) Bu itibarla, hadis alimleri bu farklı rivayetleri birleştirmişlerdir. Sahih-i Müslim Şarihi Nevevi, bu iki farklı hadis hakkında şöyle der:

“Bu hadislerdeki yasaklama tenzihen mekruh ÅŸeklindedir. Ayakta su içmenin caiz olduÄŸunu beyan içindir.” İmam Suyuti Hazretleri de, Peygamberimizin (a.s.m.), Zemzemi ayakta içmesini şöyle izah eder:

“Resul-i Ekremin (a.s.m.) Zemzemi ayakta içmesi, ayakta su içmenin caizliÄŸini açıklama manasındadır.” Hanefi alimleri, İbni Abbas’ın rivayet ettiÄŸi hadise dayanarak Zemzemi ayakta içmenin müstehaplığına hükmetmiÅŸlerdir.

Kaynaklar

1. Buharı, Bedü’l-Halk: 29.
2. A.g.e.
3. Fethü’r-Rabbani, 23:248.
4. A.g.e., 23 247.
5. Müslim, Eşribe: 117; İbni Mace, Eşribe: 21
6. Müslim, Eşribe: 112; Ebû Davud, Eşribe: 13
 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Ziyaretçiler medine’de niçin sekiz gün kalırlar?

Medineye uğramak ne haccın, ne de umrenin gereğidir. Hac ve umrenin gerekleri tümüyle Mekkededir. Bir hacı yahut da umreci, Medineye hiç uğramadan da bu vazifelerini ifa edip dönebilir. Ancak, oralara kadar varıp da Cenâb-ı Resûlüllahın aziz ömrünün on sekiz yılını geçirdiği Medine-i Münevvereyi ziyaret edip, Ravza-i Mutahharayı görmeden dönmek mânevî bakımdan bir arar, bir mahrumiyettir. Kaldı ki, Medine-i Münevverede sekiz gün kalmayı âdet edinmenin bir sebebi de, Resûl-i Ekrem Hazretlerinin kendi eliyle inşa ettiği mescidinde kırk vakit namaz kılmanın faziletine dair söylediği meşhur bir hadisinden ileri gelmektedir.

Hazret-i Resûlüllah bu hadîslerinde şöyle buyurmuşlardır: Ara vermeden benim şu mescidimde kırk vakit namaz kılan kimse Cehennem azabından beraat yazısı alır, nifaktan da kurtulma mükâfatına nail olur.

Günde beşer vakitten sekiz günde kırk vakit Mescid-i Nebîde namaz kılan mümin, bu beraata lâyık olmaktadır.

 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok

Zararlı hayvanı ateşe atarak öldürmek caiz midir?

Resûli Ekrem Efendimiz canlıları ateşe atmayı yasaklamış, ateşle azabın ancak Allaha mahsus olduğunu açıkça bildirmiştir. Hatta yakılacak bir odun parçasında karınca gibi canlılar varsa, bunu ateşten uzak bir yerde iyice silkeleyip üzerindeki karınca ve diğer canlıları yere düşürdükten sonra ateşe atmak gerektiğini İmam-ı Birgivî Hazretleri eserinde hatırlatmıştır.

Peygamberimiz bir hadîslerinde:
Merhamet etmeyene merhamet olunmaz, buyurmuş, böylece bir canlıyı ateşe atarak yakan kimseye Allah da ateşinde yakarken acımayacağına işarette bulunmuştur.

Bunun içindir ki İslâm, savaşlarda ateşiyle yakarak öldüren silâhları kullanmayı uygun bulmaz, insanları ateşle yakarak savaş dışı bırakmayı, merhamet ve vicdan ölçülerine sığan bir savaş şekli görmez.

 

Kasım 24th, 2009 by admin in z | Yorum Yok


Sevgi Aþk