SevgiOzeL.Com Sohbet Girisi


Sohbet'e girmek icin nickinizi yazip Giris'e basiniz. Iyi Sohbetler..
SevgiOzeL Anasayfa    Biyografi Anasayfa




Canlý Okey Oyna

abdi ipekçi

abdi ipekçi

1929 senesinde İstanbulÂ’da doÄŸdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeÅŸitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı iÅŸleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan’ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı iÅŸleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Åžubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin baÅŸyazarlığını da yürüten , Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü BaÅŸkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci baÅŸkanlığı, Basın Åžeref Divanı genel sekreterliÄŸi gibi vazifelerde bulundu. 1 Åžubat 1979 gecesi İstanbulÂ’daki evinin yakınlarında kimliÄŸi meçhul kiÅŸi ya da kiÅŸiler tarafından öldürüldü.

ESERLERİ
’nin Afrika, İhtilalin İçyüzü, Dünyanın Dört Bucağından gibi eserleri vardır.

Meslek: gazeteci

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

abdal musa sultan

abdal musa sultan

ABDAL MUSA SULTAN

Horasan’dan Rum’a zuhur eyleyen
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi
Binip cansız duvarları yürüten
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

Anadolu’nun ünlü erenlerinden ve ermiÅŸlerinden olan Abdal Musa Sultan, aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünürdür. Aslen Horasan’lı dır. Azerbaycan’ın Hoy kasabasına gelmiÅŸ ve bir süre orada yaÅŸamış olduÄŸundan, “Hoylu” olarak tanınmıştır. Hacı BektaÅŸ Veli’nin amcası Haydar Ata’nın oÄŸlu, Hasan Gazi’nin oÄŸludur. Kaygusuz Abdal Menkıbesine göre “Kösre Musa” adıyla da anılır.

Abdal Musa Sultan, Horasan Erenlerinden ve Hz. Peygamber soyundandır. 14. yy. da yaÅŸadığı ve Osmanlıların Bursa’yı fethi yıllarında Orhan Bey’in askerleriyle savaÅŸlara katıldığı ve büyük yararlıklar gösterdiÄŸi tarihi kaynaklarda yazılıdır. Hacı BektaÅŸ Veli’nin önde gelen halifelerindendir. Payesi sultanlık, mertebesi “Abdallık”. Pir evindeki hizmet postu ise, “Ayakçı Postu”dur. Bu post BektaÅŸi tarikatındaki on iki posttan on birincisi olup, diÄŸer adı ”Abdal Musa Sultan Postu”dur. Ayakçılık, Abdallık mertebesidir.

Elmalı, Tekke köyündeki dergahı, ilk BektaÅŸilerin dört büyük “Asitanei BektaÅŸiyan” dan biridir. Ancak, Anadolu’nun inanç coÄŸrafyasında seçkin bir yeri, etkin bir gücü olan Abdal Musa Sultan adına daha bir çok yerde makam ve mezarlar yapılmıştır. Bir çok yazar ve araÅŸtırmacı, bu büyük savaşçı ve düşünürü konu alan araÅŸtırmalar yapmışlardır. Bazılarına göre, Abdal Musa Sultan; Bursa’nın fethine katıldıktan sonra Manisa, Aydın ve Denizli yöresinde bulunmuÅŸ, daha sonra da Türkmen ve yörüklerin yoÄŸun bulunduÄŸu Elmalı yöresinde tekkesini kurmuÅŸtur. Ayrıca Denizli’de yatan “Büyük YataÄŸan Baba”dan esinlendiÄŸini de belirtmiÅŸlerdir.

Abdal Musa Sultan, Elmalı yôresinde kurduÄŸu tekkesinde sayısız kiÅŸiler irÅŸad etmiÅŸ (uyarmış) ve bunlar arasında büyük ozanlar yetiÅŸmiÅŸtir. Bunların en ünlüsü de, Alevi-BektaÅŸi edebiyatın abidelerinden sayılan Kaygusuz Abdal’dır.

Ancak, onunla ilgili olarak Abdal Musa Sultan Velayetnamesi’nde konu edilen söylenceyi yeri gelmiÅŸken aktarmadan geçmeyelim:

”Alaiye reyinin oÄŸlu Gaybi, Abdal Musa’ya derviÅŸ olup, Kaygusuz adını alınca, babası oÄŸlunu kurtarmak ister. Tekke Beyi’nin yardımını talep eder. Tekke Beyi’de Kılağılı İsa adlı pehlivan yiÄŸidini Abdal Musa’nın tekkesine yollar. İsa, dergaha varır ve kapıya gelince: Çağırın bana Abdal Musa’yı diye gürler. Ancak, atı ürker ve İsa’yı sırtından atar, sürükleyerek parçalar.

Tekke beyi bu olaya çok sinirlenir ve ordusuyla harekete geçer. Abdal Musa Sultan’ı yakmak öbek öbek odunlar yığılır. AteÅŸler tutuÅŸturulur. Abdal Musa Sultan’da üç yüz kadar müridi ile semah ederek yola koyulur…

Bu öyle bir geliş ki, onlarla birlikte dağlar, ağaçlar, kayalar da beraber yürür Dervişler bir gülbank çekip ateşe girer. Ateş onları yakmaz, onlar ateşi söndürürler.

Bu manzarayı gören Kaygusuz’un babası, dunuma hayranlıkla bakar Abdal Musa’nın ellerini öper ve geriye döner. Kaygusuz bu dergahta kırk yıl hizmet eder…”

Abdal Musa Sultan’ın kerametleri, kendi adı verilen Velayetname’de anlatılır. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi, günümüz Türkçesi ile Ali Adil Atalay tarafından beÅŸinci kez olarak yayınlanmıştır. kerametlerinden biri de şöyle: “Abdal Musa Sultan, bir pamuk içine kor halinde bir ateÅŸ parçasını müridlerinden biriyle, Geyikli Baba’ya gönderir. Geyikli baba da, ona bir bakraç içinde geyik sütü gönderir. Bu kerametin, yorumu da, “hayvanatı iradesine baÄŸlamak, bitkilere hükmetmekten zordur” ÅŸeklindedir.

Åžair, düşünür, Horasan ereni Abdal Musa Sultan’ın keramet ve erdemleri yedi yüzyıldan bu yana dillerde söylenir durur. Antalya, Elmalı ilçesine baÄŸlı Tekke köyündeki türbesi, 14. yy.’da Selçuklu mimarisi örneÄŸinde yapılmıştır. Tekke hakkında en önemli bilgiyi 17 yy. da burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde vermiÅŸtir. Bu bilgilere göre tekkenin kubbesindeki altın alem, beÅŸ saatlik yerden görülüyormuÅŸ. Abdal Musa Sultan sandukası baÅŸ ucunda seyyid olduÄŸunu gösteren yeÅŸil imamesi durur. Tekkenin etrafında baÄŸ ve bahçeler uzanır, Misafirhaneler, kiler, mutfak meydanlar gibi bir çok ek binalar varmış. Mutfakta kırk derviÅŸ hizmet eder. Meydanın dışında ayrıca büyük bir misafirhane bulunur ki, üstü konak, altı ise iki yüz at alacak kadar büyük bir ahırdır. Misafir hiç eksik olmaz.

Tekke yapıldığı günden beri mutfağında hiç ateÅŸ sönmemiÅŸtir. Tekkenin çok zengin vakıfları vardır. On binden fazla koyunu, bin camuzu, binlerce devesi ve katın, yedi deÄŸirmeni ve daha birçok varlığı ile üç yüz elli yıl önceki Abdal Musa Sultan tekkesinin çok büyük zenginliklere sahip bir kurum olduÄŸunu belirtiyor. Evliya Çelebi…

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra dağıtılan tekkeler arasında Abdal Musa Sultan tekkesi de nasibini almıştır. 1242 (1829)’da hükümetçe gönderilen memurlar tarafından, dergahta mevcut bütün eÅŸyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp defteri İstanbul’a gönderilmiÅŸtir. Bu hal tekkelerin 1925′de kapanmasına kadar yaÅŸanmıştır.

DeÄŸiÅŸik dönemlerde onarım gören Tekke, zaman içinde yıkılmış, günümüzde ise sadece Abdal Musa Sultan türbesi kalmıştır. Türbede, Abdal Musa, annesi, babası, kız kardeÅŸi ile Kaygusuz Abdal’ın kabirleri vardır.

Tekke’nin giriÅŸ kapısındaki kitabe yazısının bir beyt’ini aÅŸağıya alıyoruz:

Edeble kıl ziyaret bir makaam-ı alişandır bu
Füyuz’u Hakk’a menba asitan-ı aÅŸikaandır bu.

Önce de belirtildiÄŸi gibi; Aleyi-BektaÅŸi ÅŸiirine ”nefes”adı verilir. Alevi-BektaÅŸi ÅŸiiri de, genellikle Yunus Emre’nin ÅŸiirinden etkilenmiÅŸtir. Bu ÅŸiir, daha sonra Abdal Musa ile yönünü çizmiÅŸ ve Kaygusuz Abdal’la beslenerek doruÄŸuna eriÅŸmiÅŸtir. Abdal Musa’nın günümüze kadar gelen ÅŸiirleri çok azdır. Ancak az da olsa, bu ÅŸiirler, Alevi-BektaÅŸi edebiyatının seçkin örnekleri sayılır. Bu ÅŸiirlerle Alevi-BektaÅŸi edebiyatı kesin anlam kazanmıştır.

Nefesleri:

Kim ne bilür bizi nice soydanuz
Ne zerre ottan ne hod sudanuz

Bizim meftunumuz marifet söyler
Biz Horasan mülkündeki baydanuz

Yedi deniz bizim keşkülümüzde
Hacem umman ise biz de göldenüz

Hızır İlyas bizim yoldaşımızdır
Ne zerrece Günden ne de Aydanuz

Yedi tamu bize nevbehar oldu
Sekiz uçmak içindeki köydenüz

Bizim zahmımıza merhem bulunmaz
Biz kudret okuna gizli yaydanuz

Turda Musa durup münacat eyler
Neslimizi sorarsanız ”Hoy” danuz

Ali geldi adım bahane
Güvercin donunda kondum cihana

Abdal Musa oldum geldim zemana
Arif anlar bizi nice sırdanuz.

Horasan’dan Rum’a zuhur eyleyen
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi
Binip cansız duvarları yürüten
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

Doksan altı bin Horasan Pirleri
Elli yedi bin de Rum erenleri
Cümlesinin servirazı serveri
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

Balım Sultan arkadaşı, yoldaşı
Kızıldeli Sultan dürür hem eşi
Abdal Musa Sultan dersen ne kiÅŸi
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

Meslek: ozan

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

abbas vesim efendi

abbas vesim efendi

Abbas Vesim Efendi

Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetiÅŸen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve DerviÅŸ Abbas Tabib isimleriyle de bilinen , on yedinci yüzyılın sonlarında doÄŸdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul’da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.

Küçük yaÅŸta ilim tahsiline baÅŸlayan , Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Åžifai Efendiden tıp, Yanyalı Es’ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri’den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta’lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa’daki geliÅŸmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Åžam ve Mısır’a gitti. Bir çok ilmi araÅŸtırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliÅŸtirdi. İstanbul’a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul’da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip NakÅŸibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.

ESERLERİ
Osmanlı tababetini (doktorluÄŸunu) olgunluÄŸa götürmekte büyük hizmeti olan nin ÅŸahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keÅŸiflere yakın araÅŸtırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduÄŸunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) geliÅŸmesine ve uygulama ÅŸekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiÄŸi bilgilerle, İstanbul’a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. DoÄŸu ve batı tıbbını karşılaÅŸtıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baÅŸtan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde ÅŸiÅŸler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileÅŸik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp PaÅŸa Kütüphanesindedir.

nin ikinci önemli eseri UluÄŸ Bey Zici’nin Türkçe ÅŸerhi olan Nehc-ül-BüluÄŸ fi Åžerh-i Zic-i UluÄŸ’dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiÅŸtir. Eski Türk takvimini incelemiÅŸ ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiÅŸtir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, UluÄŸ Beyin tarif ettiÄŸi Gıyasüddin CemÅŸid’e ait usulü çok güzel izah etmiÅŸtir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasadhanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü’yet-i Hilal adlı eseriyle ÅŸiirlerinin toplandığı Divan’ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios’tan tercüme ettiÄŸi Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır.

Meslek: doktor

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

abbas sayar

abbas sayar

21 Mart 1923′te Yozgat’ta doÄŸdu. Liseyi (1941) Yozgat’ta bitirdi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle üniversiteye gidemedi. Kısa süreli memurluktan sonra yedeksubay oldu. 1945′te İstanbul’da evlendi. Dört sömestr Türkoloji öğrenimi yaptı.

1947′de İstanbul’da, onbeÅŸ günde bir çıkardığı gazeteyi, matbaa kurarak Yozgat’ta yayınlamaya devam etti.Politikaya girdi, bir süre sonra politikanın çıkar kavgalarına ayak uyduramayan Sayar 1957′de politikadan el etek çekti.Åžiir yazmayı sürdürürken, roman yazmaya baÅŸladı.1970′te Yılkı Atı romanıyla ismini edebiyat dünyasına duyurdu.

1923 yılında YozgatÂ’ta dünyaya gelen, hayatının bir bölümünü orada geçirip 1999 yılında vefat ettikten sonra yine o topraklara dönen ’ın romanları ve hikayeleri de Orta Anadolu insanının hayatını anlatır. ’ın hayatı, romanlarındaki hayatlara benzer, ya da o, romanlarını kendi hayatından aldığı ilhamla yazmıştır. Kitaplarındaki kahramanların hiç uzağına düşmeyen, onlar gibi yaÅŸayıp onları yazan Sayar’ın karşısına çıkan ilk engel, AnadoluÂ’nun baÄŸrından kopup İstanbulÂ’a gelenleri ÅŸehir kapısında bekleyen ÅŸeydir: parasızlık… Sayar, maddi olanaksızlıklar yüzünden geç girdiÄŸi üniversiteyi yine yine bu nedenden dolayı bitiremez. Üstelik, düşlerindeki okuldur bırakıp gitmek zorunda kaldığı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü… Üniversite öğrenimi, hayatında yarım kalan tek ÅŸeydir, ardında bıraktığı ve derlenmeyi bekleyen ÅŸiirleri sayılmazsa… Gazete bayiliÄŸiyle iÅŸe baÅŸlayıp Bozlak adıyla bir kültür ve sanat gazetesi çıkaran, edebiyat fakültesinde okuyamamış olsa da ÅŸiirler yazarak edebiyat dünyasına giren Sayar, adını 1970 yılında TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda derece alan ilk romanı Yılkı Atı’yla duyurdu.Yılkı Atı,TRT Roman BaÅŸarı Ödülünü (1971) kazandı. O yıllarda bir “edebiyat olayı” olarak nitelendirilen bu romanın ardından gelen Çelo (1972) romanı 1973 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü, Can ÅženliÄŸi (1974) romanı ise 1975 Madaralı Roman Ödülü’nü getirdi SayarÂ’a. YozgatÂ’ta bir dönem de çiftçilik yapan yazar, ömrünün son yıllarını AyvalıkÂ’ta resim yaparak, roman ve ÅŸiir yazarak geçirdi. ’ın kitapları daha önce E ve Can Yayınları’ndan çıkmıştı.

“Güçlü, hırslı bir at kiÅŸnemesi ovanın dört bir yönüne dağıldı. Dağınık düzen otlayan sekiz on at baÅŸlarını kaldırdılar ve kulaklarını diktiler.
İçlerinde güçlü, kuvvetlileri vardı. Kimi kahra uÄŸramış zavallı, kimi yılkının alışığı”

“hesaptan düşülmüş, defterden silinmiÅŸ” roman kahramanı Doru Kısrak’ın yılkıya bırakılma öyküsü ve Orta AnadoluÂ’nun ağır kış doÄŸasında yaÅŸama mücadelesi, halk dilinin zengin sözcük ve deyimleriyle iÅŸlenerek, ÅŸiirsel bir anlatımla ölümsüzleÅŸtirilmiÅŸ, eÅŸsiz bir yapıt olan “Yılkı Atı”; ’ın, SekiliÂ’de çiftçilik yaptığı yılların gözleminden yola çıkılarak yazılmış ilk romanıdır.

1971 yılında TRT Roman BaÅŸarı ödülünü alan Yılkı Atı’nın halen geniÅŸ bir okur kitlesi bulunmaktadır.

“Hamamcı Mustafa AÄŸa yaÅŸlı biriyle matbaama geldi:” Abbas Bey, dedi, tam senin istediÄŸin gibi kendinden uçkurluklu. Kimi kimsesi yok, tümünden yılkılık. OÄŸlan oynamış oyuna gitmiÅŸ, çoban oynamış koyuna gitmiÅŸ”

1975 Madaralı Roman ödülünü kazanan ve TRT tarafından filme çekilen Can Şenliği, Nail ’ın üçüncü romanıdır.

şiir gibi roman yazan bir yazar. Şairliği bu yüzden önemlidir.

Üşüyorum
Hasret ağır bastı üstüme
Oynuyor yerinden köşe taşlarım
Öyle bir gariplik sardı ki yüreğimi
Dokunsalar boşanacak gözyaşlarım

her ne kadar ardına kadar açık olduğunu söylese de aslında Türk edebiyatının kapalı bir kapısı olarak kalmıştır. Yılkı Atı ile TRT Roman Ödülü (1970), ikinci romanı Çelo ile 1973 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, üçüncü romanı Can Şenliği ile de 1975 Madaralı Roman Ödülü’nü kazanmış olmasına rağmen edebiyatımızda hemen her yazarın başına geldiği gibi vefasızlığa uğramış, ömrünün son yıllarında iyiden iyiye unutulmuştur.

Ötüken Neşriyat’ın yeniden yayımladığı ödüllü romanlar Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Yorganımı Sıkı Sar (öykü), Anılarda Yumak Yumak ve son kitaplarından biri olan Noktalar’ın kapağında yazarın kendi yaptığı resimler kullanılmış.

Yazarın sekizi roman, altısı ÅŸiir kitabı olmak üzere on dört yapıtı var. DiÄŸer Yapıtları: Dik Bayır, Yorganımı Sıkı Sar(öykü), Tarlabaşı Salkım Saçak, Anılarda Yumak Yumak, El eli yur, el de yüzü, BoÅŸluÄŸa Takılan Ses(ÅŸiir), Noktalar(aforizmalar)… Kırk dört yıllık gazetesinde yüzlerce, binlerce baÅŸyazı yazdı. 1989′da ikinci kez evlendi, Ayvalık’a yerleÅŸti. Resim, ÅŸiir, roman yaÅŸamını Ayvalık’ta sürdürdü. Ankara, Antalya, İzmir ve Ayvalık’a resim sergileri açtı. Ardında, derlenmeyi bekleyen pek çok ÅŸiir ve yazı bırakarak 12 AÄŸustos 1999 tarihinde aramızdan ayrıldı. Mezarı Yozgat’ta bulunmaktadır.

Meslek: ressam

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

abbas el-beyati

abbas el-beyati

Irak Yüksek Komisyonu Üyesi
Şii Türkmenlerin önde gelen isimlerinden. Önderliğindeki altı kişilik Türkmen grubu da Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi Başkanı El Hekim ile yaptıkları görüş-melere rağmen son anda ITC’nin listesinden seçime dahil oldu.

Meslek: ırak-türkmen (yeni)

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

abbas bin abdülmuttalib

abbas bin abdülmuttalib

Abbas bin Abdülmuttalib

Eshab-ı kiramdan ve Peygamber efendimizin amcalarından. Abdülmuttalib’in en küçük oÄŸlu. Peygamber efendimizin doÄŸumundan iki veya üç yıl önce Mekke’de doÄŸdu. 652 (H. 32) senesinde Medine-i münevverede vefat etti.

Peygamber Efendimiz, annesinin vefatından sonra dedesi Abdülmuttalib’in yanında kaldığı sırada, hazret-i Abbas ile birlikte büyüdü. GençliÄŸinde ticaretle uÄŸraÅŸan , Peygamber efendimiz İslamiyeti anlatmaya baÅŸlayınca, karşı çıkmayıp, akrabalık gayretiyle OÂ’na yardımda bulundu. Müslüman olmadığı halde Akabe biatinde Peygamber efendimizin yanında bulunup, orada teÂ’sirli konuÅŸmalar yaptı. Müslüman olmadan önce KabeÂ’yi ziyarete gelen hacılara su dağıtma “sikaye” ve onlara yemek verme “rifade” ve Kabe’nin tamiri vazifelerini yapardı. Müslüman olduktan sonra da bu vazifeleri devam ettirdi. Bedr Savaşına istemiyerek, MekkeÂ’den kafirlerle birlikte geldi. SavaÅŸta müslümanlar zafer kazanınca esir edilip, Medine’ye götürüldü. Kendisi ve kardeÅŸinin oÄŸulları için para verip kurtuldu. O yıl iman etmekle ÅŸereflendi. Müslüman olunca, Peygamber efendimiz onu Mekke’de vazifelendirdi. Mekke’de Müslümanlar onun himayesinde rahat ettiler. Mekke fethi hazırlıklarının tamamlandığı sırada Medine’ye hicret yani göç etmek için yola çıktı. Zülhuleyfe denilen yerde Resulullah’a kavuÅŸtu. Ailesini Medine’ye gönderip, MekkeÂ’nin fethinde Peygamber efendimizin yanında bulundu. Peygamber efendimiz ona; “Ey Abbas! Ben peygamberlerin sonuncusu olduÄŸum gibi sen de muhacirlerin sonuncususun.” buyurdu.

Mekke’nin fethinden sonra yapılan Huneyn Gazasında da bulunan hazret-i Abbas, Peygamber efendimiz vefat edinceye kadar OÂ’nun yanından ayrılmadı. Peygamber efendimiz vefat edince, cenaze tekfin ve gasl (yıkama) iÅŸleriyle ilgilendi. Hazret-i Ali yıkadı, hazret-i Abbas ve oÄŸulları su döktüler. Kefenledikten sonra, hazret-i AiÅŸe’nin odasına defnettiler. Hazret-i Ebu Bekr, Ömer ve Osman, halifelik zamanlarında hazret-i Abbas’a büyük ilgi ve hürmet gösterdiler. Hazret-i Ömer fetihlerden elde edilen ganimetlerden hazret-i Abbas’a hisse ayırdı. Hazret-i Ömer, Mescid-i Nebevi’yi geniÅŸletmek isteyince, Abbas geniÅŸletme sahasında olan evini ve yerini hediye etti. Hazret-i Ömer’in halifeliÄŸi zamanında Medine’de kuraklık olunca, hazret-i Ömer; “Ya Rabbi! Resulullah’ın amcası hürmetine sana yalvarıyor ve onun hürmeti için senden maÄŸfiret ve ihsan diliyoruz.” diye ‘i vesile ederek dua etti. Halifenin emriyle o da dua edip, duası bereketiyle, daha duası bitmeden yaÄŸmur yaÄŸdı. YaÄŸmur neticesinde meydana gelen seller sebebiyle Medine sokaklarından geçilemez oldu.

Abbas radıyallahü anh ömrünün sonuna doÄŸru göremez oldu. Hazret-i Osman’ın ÅŸehid edilmesinden evvel Medine-i münevverede vefat etti. Cenaze namazını hazret-i Osman kıldırdı. Cennet-ül-Baki Kabristanına defnedildi.

Hazret-i Abbas, beyaz tenli, güzel yüzlü, yakışıklı, iri yapılı ve uzunca boylu idi. Sesi pek kuvvetli ve gür idi. Peygamber efendimize yakınlığı ve faziletlerinin çokluÄŸundan dolayı herkes tarafından sevilir, sayılır ve hürmet edilirdi. Çok zengin ve cömert olup, ikram ve ihsanları boldu. Köleleri satın alıp hürriyetine kavuÅŸtururdu. Yakın akrabayı ziyaret etmeÄŸe dikkat eder, muhtac olanlara yardımda bulunurdu. Kızlarından baÅŸka on erkek evladı vardı. Bunlardan Abdullah bin Abbas ilimde çok yüksekti. Abbasi halifeleri hazret-i Abbas’ın soyundandır.

Peygamber Efendimiz onun üstünlüğüyle ilgili olarak buyurdu ki:Abbas bendendir. Ben Abbas’danım.Abbas amcamdır. Beni korumuÅŸtur. Ona eziyet eden, bana eziyet etmiÅŸ olur.
Bu, Abdülmuttalib oÄŸlu Abbas’tır. KureyÅŸ’te en cömerd ve akrabalık baÄŸlarına en saygılı olandır.
Abbasoğullarından melikler olacak, ümmetimin başına geçecekler, Allahü teala dini onlarla aziz ve hakim kılacak.
Abbas radıyallahü anh buyurdu ki:
“Kendisine iyilik yaptığım hiç kimsenin kötülüğünü görmedim. Kendisine kötülük yaptığım hiç kimsenin de iyiliÄŸini görmedim. Onun için herkese iyilik ve ihsanda bulunun. Çünkü bunlar sizi kötülüğün zararlarından korur.”
Hazret-i Abbas, Peygamber efendimizden otuz beş hadis-i şerif rivayet etti. Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı, peygamber olarak da Muhammed’i (aleyhisselam) kabul eden, imanın tadını tadar.
Allah korkusundan mü’minin kalbi ürperdiÄŸi vakit, aÄŸacın yaprakları düşer gibi günahları dökülür.

Meslek: sahabe

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

abay

abay

Kazak Tarihi

Kunanbayev

Çağdaş Kazak edebiyatında Kunanbayev’in yeri ise çok ayrıdır. Abay, İlk eğitimini özel hocalardan aldı. Daha sonra Semey’de medrese eğitimi gördü. Arap, Fars ve Rus edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca klâsik Osmanlı şâirlerine de vâkıf oldu. Çok iyi bir eğitim almış olduğundan ve çok dakîk gözlemlere sahip bulunduğundan dolayı halk arasında kabul görmeye başladı. Kazakların hayatlarını tenkidî bir süzgeçten geçirerek lirik şiirler yazdı. O, Kazakları çağdaş bir eğitime yönlendiriyor, onları göçebe hayat düzenlerini bırakarak yeni meslekler edinmeleri konusunda teşvik ediyordu. Şiirleri halk tarafından Kazak bozkırlarında ezbere okunuyordu. Kunanbayev, fikirlerini daha çok düz yazılarla ifade etmekteydi. Kara Sözder “Halk Sözleri” adıyla bir kitapta toplanan nesirlerinin çoğu 1890’lı yıllarda kaleme alınmıştır. Abay, günümüzde de, hemen hemen her Kazak tarafından bilinmekte, şiirleri her yerde söylenmekte ve fikirlerine çok önem verilmektedir. Kazakların meşhur edebiyatçılarından Muhtar Avezov (1897-1961), 4 ciltlik büyük romanının adını Jolı “Yolu” koymuştur. Avezov, romanında Abay’ın Kazaklar için yapmak istediklerini, Kazakların gerçek medeniyete nasıl ulaşacaklarını anlatmaktadır. O, Abay’ın Kazakların yollarını aydınlatıcı bir rehber olduğunu herkese göstermiştir. Onun yolundan giden genç nesil, büyük Kazakistan’ı meydana getirecektir. Yani Kunanbayev, Kazaklar için, takip edilmesi gereken büyük bir fikir adamıdır.

Mahabbatpen jaratkan adamzattı
Sen de süy Allanı janan tetti
Adamzattın berin süy bavrım dep
Jane hak joli osı dep ediletti

“(Allah) insanı muhabbetle yarattığı için
Sen de o Allah’ı canından tatlı sev
İnsanların hepsini ‘kardeşim!”diye sev.
‘Hak yolu budur.’ diye (insanlararasında) adaleti gözet.”

(Kunanbayev, Abaydı Okı, Tanırga “Abay’ı Oku, Tanı”, Almatı 1993.)

Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri
Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16
Temmuz – AÄŸustos – Eylül 2002
x

HAKKINDA YAZILANLAR

BİR SÖZ SANATI USTASI
KAZAK MİLLİ ŞAİRİ ABAY KUNANBAYOĞLU*

Yard. Doç. Dr. Abdulvahap Kara

Ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un Goethe ve Tolstoylar ile kıyasladığı (İbrahim) Kunanbayoğlu, kendi halkını tüm yönleriyle eserlerine yansıtabilen ender şair ve yazarlardan biridir. Özellikle Kazak edebiyatında yeni bir çığır açmasıyla tanınan sadece Türk kültürüne değil, dünya kültürüne mal olmuş bir şahsiyettir. Bu sebeple, 1995 yılı UNESCO tarafından bütün dünyada “Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu etkinlikler dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de kutlanmıştır.

Bu çerçevede Zeytinburnu Belediye Başkanlığı ile Kazak Türkleri Vakfımızın ortaklaşa düzenlediği etkinlikte, ilçemizde bir caddeye onun adı verilmiştir. Daha sonra bu cadde de inşa edilen ve İstanbul’umuzun güzide okullarından biri olan İlköğretim okulumuza onun adı verilmiştir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 21 Mayıs 2003 tarihinde, ilçemize şeref vererek, bu okulun açılış törenine bizzat katılmışlardır. Bu da bize isminin Kazak Türklerinde ne derece büyük bir saygı uyandırdığını göstermektedir.

Edebiyat ve kültür araştırmacıları Abay’ın hem manzum ve hem de nesir yazılarında, Kazak kültürünü her yönüyle ortaya koyduğu konusunda hem fikirdirler. Abay’ın yetiştiği çevreye baktığımızda bunun bir tesadüf olmadığını görmekteyiz. Çünkü hem iyi bir aile ve hem de iyi bir okul eğitiminden geçmiştir. Aşağıda bahsedeceğimiz gibi, Abay’ın çocukluğu eğitimde aile ve çevrenin etkisini bize açıkça göstermektedir. Özellikle sevgi, şefkatle ve ilgi yumağı içinde büyüyen çocukların daha iyi yetiştiğini görmekteyiz. aldığı eğitimde, sadece mensup olduğu Türk-İslam kültürünü öğrenmekle kalmamış, aynı zamanda Rus ve dünya kültürünü de yakından tanımıştır. Böylece çevresindeki olaylara her zaman geniş açıdan bakabilmiş ve ardında kalıcı eserler bırakabilmiştir.

Kazakların Argun boyundan gelen Abay’ın babası Kunanbay Öskenbayoğlu’dur. Kunanbay’ın dört eşi vardı. İlk eşinden Hüdaverdi (Kudayberdi), ikinci hanımı Ulcan’dan Tanrıverdi (Tanirberdi), İbrahim (Abay), İshak ve Osman, üçüncü hanımı Aykız’dan Halilullah ve İsmail isimli çocukları dünyaya geldi. Kunanbay’ın dördüncü hanımı olan Nurhanım’dan hiç çocuğu olmadı. Bu yüzden bir şiirinde “atadan altav, anadan törtev”, yani “babadan altı, anadan dört kardeşiz” demektedir.

22 Ağustos 1845’te dünyaya gözlerini açan Abay, annesi Ulcan’dan ziyade, babaannesi Zere’nin elinde büyüdü. Abay’ın dedesi Öskenbay (1778-1850) zeki ve adil bir Kazak Beyi idi. Adaletli yönetimi dolayısıyla, halk arasında “haklıysan Öskenbay Bey’e, haksız isen Erali Bey’e git” şeklinde bir deyim oluşmuştu. Öskenbay Bey, orta yaşlara geldiğinde, beylik yetkilerini ikinci oğlu Kunanbay’a devretti. Kendisi ise sadece oğluna zaman zaman tecrübelerini aktarmakla yetindi. Dedesi Öskenbay 1850’de öldüğünde, beş yaşındaydı. Babaannesi Zere ile birlikte dedesinin cenaze merasimine katıldığı tarihi kayıtlardan öğreniyoruz.

Zere nine, çok akıllı, iyi huylu, kalp kırmaktan çekinen bir kimseydi. Ayrıca edebiyata ve şiire düşkündü. Abay’ı hikaye, masal ve destanlar anlatarak büyüttü. İşte Abay’daki edebiyat aşkı bu şekilde yerleşmiş olmalıdır. Çünkü, daha çocuk yaşlarda hikaye ve destanlara ilgi duymaktaydı. Eve gelen misafirlerin bu konulardaki konuşmalarını can kulağıyla dinlemekteydi. Zere nine, torunları içinde en çok Abay’ı sever ve şımartırdı. Hatta torununu İbrahim diye adıyla değil, şımartarak diye çağırmaktan haz alırdı. Böylece zamanla İbrahim isminin yerini aldı. Zere nine, kocası Öskenbay’dan çok sonra, 1873 yılında öldü.

Abay’ın annesi Ulcan da (1810-1887), Zere gibi, kültürlü ve iyi mizaçlı bir kimseydi. Şefkatli ve alçakgönüllü bir karaktere sahip olan Ulcan aynı zamanda hazır cevap ve hatipti. Annesinin bu özellikleri Abay’a da geçmiştir.

ilk eğitimini köyün imamı Gabithan Molla’dan aldı. 10 yaşına geldiğinde, babası Kunanbay onu Semey’deki Ahmet Rıza medresesine yatılı verdi. burada dini bilgilerin yanısıra Arapça ve Farsça öğrendi. Çok zeki olan dersleri hocalarının ilk anlatışında kavrardı. Böylece ders çalışmak için ayrıca bir zaman harcamazdı. Bu da onun boş vakitlerini arttırıyordu. ders dışı saatlerini, edebi eserler okumakla değerlendirdi. Medrese kütüphanesindeki Doğu’nun klasikleri olan Nizami, Nevai, Saidi, Hafız ve Fuzuli’nin eserlerinden ne bulursa okudu. Gençlik döneminde yazdığı şiirlerinden birinde şöyle demektedir: “Fuzuli, Şemsi, Seyhali /Nevai, Saidi, Firdevsi /Hoca Hafiz – bu hemmesi /Medet ber ya şairi feryad.” Medresedeki üçüncü senesinde Abay, şehirdeki bir Rus okuluna devam ederek Rusça öğrenmeye başladı. Ancak, bu fazla sürmedi. O sene babası Kunanbay, Abay’ı kendisine yardımcı olması için yanına aldırdı. Kunanbay Bey, oğulları içinde kendisinin beylik işlerine en yatkın olanının olduğunu fark etmişti. Böylece daha 13 yaşındayken Kazak halkının idari işlerine karışmış oldu.

babasının yanında Kazak halkının bir çok meselesine aşina oldu. Kazak halkının ileri gelenleriyle tanıştı. Onların sohbetinde bulundu. Özellikle, Kazak şair ve ozanlarının çalıp söylediği eserleri zevkle dinledi. Böylece Abay, Kazak halkının edebi eserlerini, örf-adetlerini, sosyal olaylarını, geçim kaynaklarını yakından öğrenmek fırsatını buldu.

Abay, duyduğu bir şeyi hiç unutmazdı. Ozanlardan ve tecrübeli aksakallardan duyduğu ilginç ve ibretli hadiseleri, kendi konuşmalarında ustalıkla kullanmasını bildi. Böylece genç yaşlarda bölgede iyi bir hatip ve şair olarak tanınmaya başladı.

bu yıllarda, Semey ile bağlantısını kesmedi. Sık sık şehrin kütüphanesine giderek edebi, felsefi ve tarihi eserleri okudu. Bu sıralarda Rusça kitaplara merak sardı. Mihaelis isimli bir Rus demokrat aydını Rusçasını ilerletmesine yardımcı oldu. Böylece Abay, Puşkin, Krilov, Çernişevski, Lermantov ve Nekrasov gibi Rus yazar ve düşünürlerinin kitaplarıyla tanıştı. Aynı zamanda, Spencer, Goethe ve Byron gibi Avrupalı yazarların Rusça’ya çevrilmiş eserlerini de okumak fırsatını buldu. Bütün bunlar, Abay’ın ufkunun genişlemesine yol açtı. Okuduklarının ışığında Abay, Kazak toplumundaki sosyal ve siyasal olayları daha iyi değerlendirecek bir hale gelmişti.

Abay, kitaplar vasıtasıyla, Kazakistan bozkırlarından hiç çıkmamasına rağmen, dünyadaki siyasi ve sosyal gelişmelerden haberdar olmuştu. Böylece Çarlık Rusyasının yönetiminde halkının çektiği sıkıntıları ve geri kalmışlıkları çok iyi anlamış bulunuyordu. Özellikle halkının yerel yönetimler tarafından çok büyük haksızlıklara uğratıldığını farkediyordu. Abay, halkının uğradığı haksızlıkları azaltmak maksadıyla yerel seçimlere de katıldı. Konırkökşe ilçesindeki seçimleri kazanarak İlçe Başkanı (Bolıs) seçildi. 1876-1878 yıllarında başarılı bir yönetim sergiledi. Mazlumlara zulüm yapanlara yol vermedi. Hırsızlık ve gasp yapanları şiddetle cezalandırdı. 1885 yılında Semey Vilayeti Kazakları için ceza kanunları hazırlama komisyonuna başkan seçildi. Abay’ın başkanlığındaki komisyon Kazak örf ve adetlerine dayalı kanunları çok kısa bir sürede hazırladı. Bu durum bize Abay’ın sadece bir düşünür ve yazar değil, aynı zamanda iyi bir devlet adamı olduğunun bilgisini vermektedir.

Abay, 23 Temmuz 1904’de Cengizdağı sırtlarında Balaşakpak yaylasında vefat etti. Mezarı Semey vilayetine bağlı ilçesindedir.

Abay’ın yazdığı şiirler, Rus şairlerinden yaptığı çeviriler ve nesir yazıları üç şekilde okuyucularına ulaşmıştır. Birincisi matbu eser olarak, ikincisi halk arasında ağızdan ağıza yayılarak, üçüncüsü birbirinden kopya edilen elyazmaları şeklindedir. Abay’ın şiirleri toplu olarak ilk defa, ölümünden beş yıl sonra, 1909’da kitap olarak yayınlandı. Daha sonra bu kitap, bulunan başka şiirleriyle ikmal edilerek tekrar tekrar basılarak günümüze kadar gelmiştir.

Abay’ın eserleri günümüzde iki cilt halinde basılmaktadır. Birinci ciltte onun manzum yazılarıyla çevirileri, ikinci ciltte ise nesir yazıları yer almaktadır. Abay’ın 200 civarındaki şiirlerinde ve Rus şairlerinden yaptığı manzum çevirilerde, tabiat, birlik-beraberlik, dürüstlük, bilimin aydınlığı, sevgi, aşk, yardımseverlik, ölüm, yaşam, örf-adetler, tarih ve efsane gibi çeşitli konular ele alınmaktadır. O şiirlerinde Kazak halkını geri kalmışlıktan ilerlemeye, cahillikten ilim ve bilime, tembellikten çalışmaya ve güzel huy ve ahlak sahibi olmaya öğütlemektedir. Bir şiirinde şöyle demektedir:

Allanın özi de ras, sözi de ras,
Ras söz eş vakıtta calgan bolmas.
Köp kitap keldi Alladan, onın törti,
Allanı tanıtuvga sözi ayrılmas.

Allah’ın kendisi de gerçek, sözü de gerçek,
Gerçek söz hiçbir zaman yalan olmaz.
Çok kitap geldi Allah’dan, onun dördü,
Allah’ı tanıtırken sözü ayrılmaz.

nesir yazılarında felsefi düşüncelerini ortaya koyar. Sade ve etkili cümlelerle ve genellikle soru-cevap türünde kaleme aldığı bu yazılarında çocuk terbiyesi ve psikolojisi, insanın tabiatı, bilimin önemi ve yüce Mevla’nın buyruklarına uygun yaşamanın gerekliliğine işaret eder.

Abay’ın gerek manzum ve gerekse nesir yazılarındaki bazı ifadeleri o kadar etkilidir ki, onlar Kazak Türkçesinde birer vecize halini almıştır. Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse:

İnsanın insanlığı akıl, ilim, iyi baba, iyi anne, iyi arkadaş ve iyi öğretmenden meydana gelir.
(Adamnın adamşılıgı akıl, gılım, caksı ata, caksı ana, caksı kurbı, caksı ustazdan boladı.)

İnsanoğlu insan oğlundan akıl, ilim, ar, huy denen şeylerle üstün olur.
(Adam balası adam balasınan akıl, gılım, ar, minez degen narselermen ozadı.)

Kötü arkadaş gölgedir. Başına talih kuşu konarsa ondan kaçıp kurtulamazsın, başına bir felaket gelirse, arayıp bulamazsın.
(Caman dos kölenke, basındı kün şalsa kaşıp kutıla almaysın, basındı bult şalsa izdep taba almaysın.)

Bütün insanoğlunu rezil eden üç şey vardır. Onlardan kaçmak gerekir: Evvela cahillik, ikincisi üşengeçlik, üçüncüsü zalimlik.
(Külli adam balasın kor kılatın üş narse bar. Sonan kaşpak kerek: Aveli nadandık, ekinşi erinşektik, üşinşi zulımdık.)

Mal tükenir, sanat tükenmez.
(Mal cutaydı, öner cutamaydı.)

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, yazılarıyla halkını devamlı iyiye, güzele ve gelişmeye, kalkınmaya teşvik etmiştir. Bunu yaparken de söz sanatının inceliklerini büyük bir maharetle kullanmıştır. Böylece sözlü edebiyatı çok zengin Kazak edebiyatının yazılı türünün oluşmasına da büyük bir katkı yapmıştır.

* Makale, Kazak Turkleri Vakfi Arman Dergisinin Aralik 2004 sayisinda (sayfa 22-24) yayinlanmistir.

Meslek: ÅŸair

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

abaka han

abaka han

İran-İlhanlı Devletinin ikinci hükümdarı. Zulmü ile meşhur olan Hülagu’nun oğlu. 1234 senesinde doğdu.Dedesi Cengiz Han ve babası Hülagu gibi kan dökücü ve zalim bir kimse olan ın çocukluğu ve gençliği, doğduğu yer olan Moğolistan’da geçti. 1256 senesinde, babasıyla birlikte İran’a geldi. Hülagu’nun 1258 senesinde Bağdat’ı yakıp-yıktığı ve sekiz yüz binden fazla müslümanı katlettiği sırada, onunla beraber bulundu. Babasının ölümü üzerine, hanedan temsilcileri tarafından hükümdarlığa seçildi. Hülagu, Bizans İmparatorunun kızını istemişti. Fakat kız yolda iken, Hülagu öldü. babasının yerine bu kızla evlendi.

Babasının Mısır Memluklerine ve Müslümanlara karşı başlattığı zalimane mücadeleye devam etti. Koyu bir budist olan , Bizans İmparatorunun kızıyla evli olduğundan, Müslümanlara karşı düşmanca, Hıristiyanlara karşı ise dostça bir siyaset takib etti. Bu davranışları, Avrupa’da memnuniyetle karşılandı. Bütün gayret ve çalışmalarına rağmen, Avrupalılarla birleşip Memlukler üzerine hakimiyet sağlayamadı. Ayrıca Kafkasya’da yaşayan kabileler üzerinde hakimiyet kurmak istediyse de önceleri muvaffak olamadı.

1243 Kösedağ Savaşından sonra Moğollar, Türkiye Selçukluları üzerinde hakimiyet kurmuşlar ve Anadolu’yu işgale başlamışlardı. Moğollar taraflısı görünerek Anadolu’yu daha büyük bir tahribattan koruyan Pervane Muinüddin Süleyman, daha sonra Memluk hükümdarından yardım istedi. Bu davet üzerine Anadolu’ya büyük bir sefer düzenleyen SultanBaybars, Moğol ordusunu Elbistan’da bozguna uğrattı. Halkın sevgi gösterileri arasında Kayseri’ye kadar geldi. Moğol ordusunun yenilgiye uğradığını haber alan , büyük bir ordu hazırlayarak Anadolu’ya girdi. Bu sırada Melik Baybars, geri çekilip Suriye’ye döndü. ise hıncını Anadolu Türklerinden çıkardı. Kayseri ve Erzurum arasında yaptığı mezalimlerde binlerce masum kişiyi katlettirdi. Pervane Muinüddin Süleyman idam edildi (1277).

, batıdaki muvaffakiyetsizliğine rağmen, doğuda birçok galibiyetler elde etti. Burak komutasındaki büyük bir Çağatay ordusu, 1270 senesinde yenilgiye uğratıldı. , doğudan gelecek bazı hücumlarda üs olarak kullanabilmek için, devrin büyük ilim merkezi olan Buhara’yı 1273 senesinde yağmalatıp yıktırdı.

, babasının kurduğu İlhanlı Devletinin sınırlarını güçlükle koruyabildi. Halk üzerindeki ağır vergi yükünü hafifleterek içeride huzuru sağlamak istediyse de, gayesiz ve kuru bir cihangirlik sevdası için pekçok İslam memleketlerini talan ve pekçok müslümanı şehid etmiş, ilmin ve faziletin yayılmasını engellemişti. Budizmin yayılmasına çalıştı ve birçok Budist tapınakları yaptırdı. 1282 senesinde Hemedan’da öldü. Bazı kaynaklar onun zehirlenerek öldürüldüğünü, bazıları ise tutulduğu bir hastalıktan kurtulamadığını kaydederler. ın ölümünden sonra yerine yeni müslüman olan kardeşi Ahmed Han (Teküdar) geçti.

Meslek: asker

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

aaliyah

aaliyah

Full Name: Aaliyah Dani Haughton

Birth Date: January 16,1979

Birth Place: Brooklyn, New York, USA

Died: August 25, 2001, Plane Crash

Height: 5′ 7″

Measurements: 32-24-34

Quote: “I want people to remember me as a full on entertainer and a good person.”

——————————————————————————–

Aaliyah Biography

Aaliyah Haughton was born on January 16, 1979 in Brooklyn, New York. At the age of five, her family moved to Detroit where she started what seemed to be a promising career. Only time would tell if this upcoming star would live up to that aspiration and her name; which means “highest, most exalted one” in Swahili. This bright and rising star started her career with a voice that could be compared to those of Toni Braxton and Janet Jackson.

Aaliyah’s talent was recognized at a young age when her mom secured the services of a voice teacher before the young girl even enrolled in school. Young Haughton spent her pre-teen years between singing in school plays and auditioning for various TV projects.

At the age of 9, she appeared on the television show Star Search where she sang My Funny Valentine as an homage to her mom. Just two years later, she went on a five-night stint singing with Gladys Knight’s troupe in Las Vegas.

At this early stage in her career, Aaliyah already had relative success and some good connections to continue her rise to the top of Hollywood’s fame. Her uncle Barry Hankerson was the CEO of the artist management company Blackground Enterprises.

In 1992, she met with R & B artist R. Kelly, who quickly took Aaliyah under his wing as they started working on various songs and recording projects. Aaliyah’s debut album was launched in June of 1994. Titled Age Ain’t Nothing But a Number, it topped the charts with the single Back and Forth, as well as with the remake of the Isley Brothers’ hit At Your Best (You Are In Love) that reached the top five.

Rumors were saying that the young singer had something going on with Kelly, an allegation that both parties eventually denied. She toured the world pulling big crowds in Japan, Europe, South Africa and in the US. She decided to return home and pursue her studies in Performing Arts, while majoring in Dance.

Her time was devoted to performing as she made collaborative projects with Junior M.A.F.I.A., Kriss Kross, and she appeared on the Notorious B.I.G.’s video for One More Chance. She also recorded the sultry Are You Ready? for the Sunset Park soundtrack.

Aaliyah eventually decided to return to the studio to record her second album. She decided to surround herself with high-profiled artists, most notably Jermaine Dupri, Timbaland, and Slick Rick; which would obviously have for effect to spruce up her image.

Released in the summer of 1996, One in a Million brought Aaliyah to the next level in the industry standards, and she was not considered a side act anymore. She reached number one on the R & B singles chart with her single If Your Girl Only Knew. The album was certified double platinum after only ten months on the market, putting Aaliyah among the superstars of the music industry.

She was soon featured in Elle, Seventeen, and Cosmopolitan and turned her talent towards Hollywood when she recorded singles for the soundtracks for Dr. Doolittle and in Anastasia with the song Journey to the Past. She performed this last song at the Academy Awards being one of the youngest ever performers of an Oscar nominated song.

Aaliyah’s song “Try Again” earned her a Grammy nomination for best female R&B vocalist. The song was featured in her debut film, Romeo Must Die.

In July 2001, her unexpected, but final self-titled album was released. With Aaliyah’s growing popularity, the album was a hit the day it was released, and again proved her talent as an artist. Although everyone saw a bright future and many more years of music, dance, movies, and fame for this young woman, she suddenly died (August 25, 2001) in a small plane crash, along with 7 others after takeoff from the Bahamas.

The death of this multi-talented artist was tragic, and she will be deeply missed by many. But, she will live on through her music, the memories of her fans and those who were close to her.

Aaliyah Filmography

Queen of the Damned (2002) … Akasha
Romeo Must Die (2000) … Trish O’Day

Meslek: biography

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok

a.vahap akbaÅŸ

a.vahap akbaÅŸ

1954 Batman doğumlu. Batman Lisesi ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Öğretmen ve yöneticilik yaptı. Halen Çorlu^da öğretmenlik görevini sürdürmektedir. Şiir ve yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Bir süre Yeni Devir gazetesinde kültür-sanat sayfasını yönetti. Şiir ve roman dallarında çeşitli ödüller aldı.

ESERLERİ
Efgân, Gül Kıyamı, Kuş Olsun Yüreğim, Dünyayı Kaplayan Ağaç, Mavi Sesli Şiirler, Hüzün Coğrafyası, Bir Şehre Vardım, şairin yayınlanmış şiir kitaplarıdır.

Meslek: öğretmen

AÄŸustos 5th, 2009 by admin in a | Yorum Yok


Sevgi Aþk